La Corda De Promo

15 Ocak 2019 Salı

İtiraf ve Hatırlatma, Nazım'ı anarak

 
Kendimi okuyorum.

Ve şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, bunun tadına vardığınızda göreceksiniz, en sevdiğiniz kitap kendiniz olacak.
Kendinizi okumaya başladığınızda doğayı,yaşamayı ve daha nicelerini de okuyor olacaksınız. Bu bir zincir, hiç bir halkası tek başına bir şey ifade etmeyen.
Denediniz mi bilmiyorum, ben denedim, hala deniyorum. Neyi? Kendinize üçüncü göz olmayı. Kendinizden çıkıp kendinizi seyre dalmayı. Kendinize hakim olmayı. Hakim derken hem kendinize hükmeden hem de yargılayan olmayı kastediyorum. Başkalarına bu fırsatı hep verdik. Onların bizi yönlendirmesini, bazen doğrularımıza yanlışlarımıza hep o başkalarını şahit olmasını izledik. Yargılandık. Asıldık.Kesildik. İtiraf edelim çoğu zaman yargılandığımızda aslında bu hoşumuza gitmedi. Çünkü kendimize söyleyemediklerimizi başkalarının ağzından duyduk. Peki başkaları sayesinde hep doğru kapıları mı çaldık? Kapıyı açan beklediğimiz kişiler, içeri girdiğimizde yaşadıklarımız hep güzel şeyler mi oldu? Bunun cevabı bazılarınız için evet olabilir, eğer hep başkaları sayesinde doğru kapıları çaldıysanız, size tavsiyem hayatınızda bir kere olsun kendi iradenizle bir kapı çalmanız olacaktır.
Söylemek istediğim şu ki, eğer "Bu hayat benim" diyorsanız bu hayat gerçekten sizin olmalı. Doğrusuyla, yanlışıyla. Tüm eksiklerinizi kucaklayabilmelisiniz. Aslında her birimiz birer koleksiyoneriz. Anılar biriktiriyoruz hiç durmadan, her gün her saat. İstemez misiniz altında sizin imzanız olsun?
Bu yazıyı yazarken itiraz sesleri duyuyorum "Bencil mi olalım yani?
Kendinizi keşfetmeye başladığınızda zaten bencil olamayacaksınız. Bencil insan, kendisinin farkında olmayan insandır. Biz farkında olalım. Sevdiklerimizin, yanlışlarımızın, doğrularımızın farkında olalım. Kendimizi ilk biz eleştirelim. Ve kendimizi ilk biz takdir edelim. Kendimizle yaşama sanatını icra edelim. Çünkü başkalarıyla yaşayabilmek için evvela kendimizle yaşamayı, kendimizle başbaşa kalmayı öğrenmemiz , öğrenmekten ziyade bunun tadına varmamız gerekiyor.

Kendimi tanımaya çalıştığımı düşündüğüm zamanlarda (-di'li geçmiş) sevdiğim şarkıları, keşfettiklerimi, bana özel olsun istediğim hiç bir şeyi başkasıyla paylaşmak istemezdim. Onlar benim sığındığım liman gibiydi. Ve kendi içimde öyle bir anlam atfediyordum ki o şeyin başkasını da mutlu edebileceği, ya da başkasının da yarasını iyileştirebileceği fikri beni adını koyamadığım ama pek de iyi hissettirmeyen değişik bir duyguya itiyordu. Ve ben hep bu duygumla imtihan oldum.
Sonra sahiden kendimi okumaya başladığımda gördüm ki, aslında ben bu insan değilim, olmamalıyım. Bu insan olmamak zaten toplumsal yaşamın bir gereğiydi. Ben öğrendiğim o bilgiyi, keşfettiğim o yerleri, dinlediğim o şarkıları birileriyle paylaştığımda bu hayatta yaşıyor olmanın gereğini yapıyor olacaktım.Yaşıyor olmanın bir anlamı olacaktı.  Çünkü mezara gidecek olan bizleriz, ve biz gittiğimizde her şey bitecek. Geride güzel şeyler bırakmalıyız. Keşfettiklerimiz başkalarının da keşfi olmalı. Tıpkı çok severek giydiğin bir kıyafeti başkasının da üstünde görmekten keyif almak gibi. Sen de başka, onda başka duracak bir şey, seni üzmemeli. O yüzden diyorum ki, kendimizi tanımaya başladığımızda bencil olamayız. Olabilen varsa henüz hala kendini tanımaya başlamamıştır.

Uzun bir süredir kendime şunu tekrarlıyorum;
-Bu hayatın son gününde olduğunu hissettiğinde "Hayatımı hep başkaları için yaşadım, şunun yüzünden şu hatayı yaptım keşke onu dinlemeseydim vs" cümleleri mi çıkmalı ağzından yoksa "Ben kendi kararlarımla, kendi hatalarımla, kendi irademle bu hayatı yaşadım ve yaptığım hiç bir şeyden pişman değilim" cümlesi mi?
Elbette hepimizin isteği aynı, biliyorum. Eğer ikinci cümlede hem fikirsek, iyilikler bile karşılık beklemeksizin yapılacaktır. Sadece kendinizi iyi hissetmek için. İnsan olmak için. Şöyle düşünelim, ihtiyacı olan birine ya da bir dilenciye  yardım yaparken karşılık beklemeyiz. Fakat birine yardım etmek, bize kendimizi iyi hissettirir. Aslında yaşam bu kadar basit. Dilencilerin sahtekar olduğunu bile bile ona yardım ederiz hatta bazen. Çünkü bu "Ben insaniyetimi kaybetmedim" diyebilmektir bizim için.

İnsanın toplumsal yanına da dem vurduktan sonra psikolojik bir varlık olduğunu katiyen atlamadan diyeceğim o ki, "Bir gün misafirim gelirse bununla servis ederim", " Bunu ben istiyordum ama arkadaşıma alayım" dediğiniz her şeyi kendiniz için yapın. Sakladığınız kupalarda tabaklarda kendi doğru ve yanlışlarınızı servis edin kendinize. Kullanmaya kıyamadığınız defterleri karalamaktan, onlara çirkin yazı yazmaktan çekinmeyin.
Gün öyle hızlı dönüyor ki. Kavgalarla, boşluklarla zaman yavaşlamıyor. Aksine geçmekte olan anlamsız geçiyor.

 Oysa ne demişti Nazım;
"Yaşamak şakaya gelmez."

Evvela kendinizi okuyun. Görün ki, insanlarda eleştirdiğiniz bir çok şey kendi içinizde, doğanızda.
Kendinizi okuyun ki, geçmişte yaşananları, gelecekte yaşanacak olanları anlamlandırın.

Şahsen ben öyle yapmaya çabalıyorum.  

4 yorum:

  1. Bu nasil bir yorum. beni kendime getirdi.Kendim olmayı öğretti.Devam et Rana'cim yazmaya....en sıkı takipçilerinden olacam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim . Kalbinizde bir yere dokunabildiysem ne mutlu bana 🙏🏻

      Sil
  2. Merhaba,
    "Nefsini bilen Rabbini bilir" hadisini hatırlatan bu güzel yazınızdan yararlandım.
    Başarılarınızın devamı dileğiyle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hatırınıza güzellikleri getirdiyse ne mutlu bana, çok teşekkür ederim🙏🏻

      Sil